Tuesday, December 19, 2006

Britney Spears bu kez sutyen ve etek giymeyi unuttu

Eşi ve iki çocuğunun babası Kevin Federline’den ayrıldıktan sonra kendini gece kulüplerine atan ve iç çamaşırsız fotoğrafları hem internet sitelerinde hem de tüm dünya medyasında yayınlanan ünlü şarkıcı Britney Spears, unutkanlıklara devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta iki ayrı gecede sutyen ve etek giymeyi unutan Britney Spears'ın aşırı alkollü hali dikkatleri çekti. Spears'ın üzerine dökülmüş alkol izleri de objektiflerden kaçmadı.
25 yaşındaki güzel şarkıcı, son olarak da tamamen transparan bir elbisenin giyerek "iç çamaşırı giydiğinde" dahi skandala imza atmayı başardı.

BASKETBOL MAÇINDA YUHALANDI

Bir zamanlar ABD'nin en sevilen isimlerinden olan Spears skandallar sonrası bu imajını tamamen yitirdi. Önceki gün Los Angeles Lakers'ın Washington Wizards ile oynadığı NBA maçını izlemek için Staples Center'ın yolunu tutan genç şarkıcı, seyircilerin kendisini yuhalaması sonucu devre olmadan maçı terk etmek zorunda kaldı.
İki yıl evli kaldığı eşi Kevin Federline’e boşanma davası açtıktan sonra, gece hayatının uslanmaz isimleri Paris Hilton ve Lindsay Lohan ile birlikte bir gece kulubünde 25’inci doğumgününü kutlayan Britney Spears, arabadan inerken çekilen ve şarkıcının iç çamaşırsız olduğunu gösteren fotoğraflar yüzünden hayranlarının yanısıra tüm Amerikalılardan sert tepkiler almıştı.

3.5 milyon mail adresine virüs gönderip 10 bin hesabı boşalttılar

İstanbul’da, 3 milyon 450 bin elektronik posta adresine virüs göndererek çeşitli bankalara ait 10 bin 580 interaktif hesabın bilgilerini elde ettikten sonra müşteri hesaplarını boşalttıkları öne sürülen 2’si kadın 10 kişi yakalandı.
Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, savcılık ve emniyet birimlerine yapılan interaktif banka dolandırıcılığı konusundaki şikayetlerin artması üzerine çalışma başlatıldı.
Beyoğlu, Bakırköy, Fatih, Bahçelievler, Büyükçekmece, Avcılar ve Güngören’de belirlenen adreslere eş zamanlı düzenlenen operasyonda, aralarında suç örgütü elebaşı konumunda olan Ali A’nın da bulunduğu 2’si kadın 10 kişi gözaltına alındı.
Bu kişilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda, 1 adet dizüstü bilgisayar, 34 adet CD, 4 adet hard disk, 18 adet çeşitli bankalara ait hesap cüzdanı, 6 adet kart, sahte olarak düzenlenen tapu senedi, ustalık belgesi ile savcı, polis, asker ve SSK’ya ait sahte kimlik ile belgeler ele geçirildi.
Poliste sorgulanan bu kişilerin, internet üzerinden bağlantı kurdukları kişilerden 150 YTL karşılığında satın aldıkları veya çeşitli yollardan elde ettikleri 3 milyon 450 bin elektronik posta adresine virüs göndererek bazı bankalara ait 10 bin 580 interaktif hesabın bilgilerini elde ettikleri, daha sonra da bu bilgileri kullanarak müşterilerin hesaplarını boşalttıkları anlaşıldı.
Bu kişilerin elde ettikleri eletronik posta adresleri arasında medya mensupları, üniversiteler, öğretim görevlileri, belediyeler, holdingler ve çok sayıda iş adamının da adresinin bulunduğu belirtildi.
Polisin, vurgunun boyutunun belirlenmesi için bankalar birliği, kredi kartları merkezi ve dolandırıcılık yapılan bankaların müfettişleriyle birlikte çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.
Yakalanan kişiler arasında bulunan ve Almanya doğumlu olan Ali Y’nin, İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nden mezun olduğu ve 5 yabancı dil bildiği öğrenildi.
Polis yetkilileri, internet kullanıcılarından elektronik postalarına gelen şüphelendikleri mesajları açmamaları ve interaktif banka dolandırıcılığına karşı dikkatli olmalarını istedi.
Polisteki işlemleri tamamlanan 10 kişi, daha sonra Beyoğlu Adliyesine gönderildi.

Bakan Çubukçu'dan ''Harem'' savunması...


Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, özellikle kadınlara yönelik olarak bir politika konuşulduğu zaman Başbakan Erdoğan ve ailesinin her zaman hedef alındığını dile getirerek, “Hiç kimsenin ailesi üzerinden siyaset yapmayın" dedi. Çubukçu, Başbakan Erdoğan’ın kullandığı “haremim" ifadesinin “eş ve aile" anlamında olduğunu söyledi.
TBMM Genel Kurulu’nda, SHÇEK, Özürlüler İdaresi, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2007 yılı bütçe görüşmelerinde, eleştiri ve sorularını yanıtlayan Devlet Bakanı Çubukçu, CHP İstanbul milletvekili Zeynep Damla Gürel’in pozitif ayrımcılık ve kota konusundaki eleştirilerini anımsatarak, şöyle dedi:
“Madem kota uyguluyorsunuz kaç tane kadın olarak oturuyorsunuz Sayın Gürel buna cevap verin. Ondan sonra biz kotaya taraftarız dersiniz. Yeni bir yerel seçim geçirdik, orada kaç tane belediye başkanınız var, kaç tane meclis üyeniz var kadın. Dolayısıyla bunlara taraftar olup olmadığınız değil, bunları uygulayıp uygulamadığınıza bakarız. Millet de ona bakıyor zaten. Biz belediye meclis üyelerindeki kadın sayısını son derece arttırdık."
Bakan Çubukçu, özellikle kadınlara yönelik olarak bir politika konuşulduğu zaman Başbakan Erdoğan ve ailesinin her zaman hedef alındığını dile getirerek, “Bugün burada bir kez daha yapıldı. Biz sayın Baykal’ı veya eşini baz alarak konuşmuyoruz" dedi. CHP’lilere, “Hiç kimsenin ailesi üzerinden siyaset yapmayın" diye seslenen Çubukçu, Türk Dil Kurumu sözlüğünde Başbakan Erdoğan’ın kullandığı “harem" kelimesinin “eş ve aile" anlamında kullanıldığının herkes tarafından bilindiğini söyledi. Çubukçu, “Sadece kendi kullandıkları terminolojiye sahip olanlar TDK’deki zengin Türkçe’ye sahip değildir" diye konuştu.

CHP'den ''harem'' tepkisi: Başbakan mı,padişah mı?
OKUDUCU: "SKANDAL ATAMALAR YAPILDI"

CHP Grubu adına SHÇEK bütçesi üzerinde konuşan İstanbul Milletvekili Güldal Okuducu, 1921 yılında Atatürk tarafından kurulan ve "Cumhuriyet kurumu" olan SHÇEK’in, "AKP iktidarında yönetmelik değişikliği, vekaleten atamalar, partizanca kadrolaşma ve yolsuzluk iddialarına neden olan harcamalar ve uzman personel eksikliği ile arka bahçe haline getirildiğini" savundu.
Türkiye’nin, 6. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde aile, çocuk ve kadınla ilgili tüm alanlarda amaçlanan hedeflerin çok altında kaldığını belirten Okuducu, "Bu dönemde fuhuş sektöründe çalışanların, vesikasız çalışanların ve gizli fuhuşla bu sektörden nasiplenenlerin sayısı artmıştır" dedi.
Kuruluşundan bu yana SHÇEK’e bağlı kurum ve kuruluşların ilk kez bu kadar başıboş ve sahipsiz kaldığını ileri süren Okuducu, şunları kaydetti:
"Koruma altındaki çocuklara verilen hizmetler yetersiz kalmıştır. Kurum, imam hatip ve ilahiyat fakültesi mezunlarından oluşan kadro eliyle yönetilebilmek uğruna yönetmelik değiştirilmiş, vekaleten atamalar yapılmış, uygunsuz siciller gözardı edilmiştir. Yalnızca AKP’li ya da yandaşları olduğu için seçilen liyakatsiz, ehliyetsiz, hatta çocuklar için tehlikeli olabilecek kişiler çocuk yuvaları gibi hassas ortamlarda görev almaya başlamış. Skandal atamalar yapılmıştır."

"...SORUMLULUKLARINIZI HATIRLATMAYA YETER Mİ?"

Sokağa terkedilen çocukların sayısının her gün arttığını ileri süren CHP’li Okuducu, hırsızlığın, yankesiciliğin, kapkaçın, fuhuş ve uyuşturucunun, kimsesizliğin ve sahipsizliğin batağındaki çocukların devletin kendilerine el uzatmasını beklediğini ifade etti.
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun "bir tek çocuğun gözyaşına bütün makamları terk ederim" dediğini anlatan Okuducu, "Hangi çocuğun gözyaşları size makam terkettirir? 13 yaşında yurttan kaçtıktan sonra tecavüze uğrayan çocuğun gözyaşları size bunu yaptırır mı? Ehliyetsiz bakıcıdan işkence gören çocuk ya da sevgisizliğin kurbanı olan çocukların gözyaşlarına ne dersiniz? Ruh hastası bir görevlinin tacizine uğrayan çocuk size bunu yaptırabilir mi? Makam terk etmenizden vazgeçtik, size sorumluluklarınızı hatırlatmaya yeter mi?" dedi.


Haber kaynak : Milliyet

Cevahir'de küçük kıza güvenlikçi dayağı

Cevahir alışveriş merkezin'de güvenlikçi dayağı

İki çocuğun düşerek öldüğü Cevahir'de, güvenlik görevlilerinin hırsızlık şüphesiyle yakaladıkları çocuğu dövdükleri iddia edildi

İSTANBUL Milliyet

İstanbul Şişli'de 16 ve 3 yaşındaki iki çocuğun yürüyen merdivenden düşerek yaşamını yitirdiği Cevahir Alışveriş Merkezi'nde güvenlik görevlilerinin hırsızlık şüphesiyle yakaladığı kişileri tekme tokat dövdükleri iddia edildi.
Alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Zafer Güder'in cep telefonuyla kaydettiği dayak görüntüleri dün akşam Mehmet Ali Önel'in hazırlayıp sunduğu Star TV'deki Deşifre programında ekrana geldi.
Alışveriş merkezinde 9 ay boyunca çalıştığını ve olaylar nedeniyle görevinden ayrıldığını belirten Güder'in 12 Kasım'da akşam saatlerinde çektiği görüntülerde, hırsızlık şüphesiyle yakalanan küçük bir kız çocuğu önce güvenlik görevlilerinin kullandığı soyunma odasına kapatılıyor. Güvenlik amirlerince sorguya alınan küçük kız, tekme tokat dövülmeye başlanıyor. Kızın feryatlarına aldırmayan görevlilerden biri, eline aldığı sopayla küçük kıza acımasızca vuruyor. Kızın tüm yakarışlarına rağmen dayak dakikalarca sürdürülüyor ve çocuğa ağza alınmayacak küfürler ediliyor.

Üzerinden birşey çıkmıyor

Güder, üzerinden çalıntı eşya çıkmayan küçük kızın alışveriş merkezine iki genç kızla birlikte geldiğini ve ablaları oldukları iddia edilen bu kızların da bir başka soyunma odasında şiddete maruz kaldıklarını iddia ediyor. Güvenlikçilerin soyunma odasının adeta 'işkence odası'na dönüştüğünü savunan Güder, aralarında kadınların da bulunduğu 30 kadar kişiye uygulanan şiddete tanık olduğunu anlatıyor.
Dayak olaylarından merkezin yöneticilerinin haberdar olmadığını belirten ve şiddetin güvenlik amirlerince uygulandığını ifade eden Güder, soyunma odasını çeken güvenlik kamerasının da görevlilerce kapatıldığını öne sürüyor.

Kaynak: Milliyet

Nobel Oscar’ı töreninde yaşanan frak skandalı

Selahattin Duman (19.12.2006) Vatan gazetesi

Beyler! Köşe yazarı olabilirsiniz.. Nobel törenlerine katılabilirsiniz.. Hatta İsveç Kralı ile fotoğraf da çektirebilirsiniz.. Ancak herkes frak giyemez.. Giydi diyelim, herkes o frakı taşıyamaz.. Neden mi? Bilmiyorum..

Oh yani!

Emekli büyükelçi Oktay Aksoy’un diline sağlık.. Nobel ödül töreninden beri bende gaz yapan konuyu almış, bir güzel işlemiş..

“Frak” giyerek kendilerine “devlet adamı” süsü veren bir sürü köşe yazarının ek yerini göstermiş..

İsim vermek istemiyorum..

İsminin baş harfi Hasan’ın H’sı, soyadının baş harfi de Cemal’in C’si olan şahıs, bu giyinme işinde sınıfta kalmış..

***
Bizim gazetenin gururu, ayrıca kendisi de yayınlanmayan bir gazetenin sahibi olarak meslektaşlarına fark yaratmış bir arkadaşım ise on üzerinden on numara almış.. Onun da ismini vermeyeceğim..

Sadece Nahide Teyzem’in oğlu olduğunu söyleyeyim yeter..

Sarıkamış doğumludur, gözlüklüdür.. Yakışıklı, çapkın, hafif süvaridir..

GÜNEŞ - BALÇIK
Giydiği frak hakkında bin tane tevatür çıkarıldı.. İstemezlerin başında da Hürriyet’in paşası Ertuğrul Özkök geliyordu..

Oturduğu yerden yayın yapıp Nahide Teyzem’in oğlunun kıyafetini “emanet” diye gırgıra aldı..

Yok Yunus Nadi’nin eski frakıymış, yok Atatürk’ü gören bir kıyafetmiş..

“Giydiğin gömlek emanet, taktığın fes elin.. Tasvirin n’ola..” demeye getirdi.. Bombası elinde patladı..

Sonunda gerçek kabak gibi ortaya çıktı.. Nahide Teyzem’in oğlunun giydiği frak emanet değil kiralıktı.. Horozlu firmasından 150 YTL karşılığı kiralanmıştı..

Yönetim Kurulu Başkanı olarak masraf fişini de ben imzaladım.. Gerçi yüz elli lira biraz koydu bana ancak Vatan Gazetesi adına böyle bir temsil işinde her türlü fedakârlığı göze alırdım..

Gerekirse iki yüz elli lira öderdim.. Daha pahalı olsa borç takardım..

Çaktım imzayı gitti..

***

Öte yandan HC adlı şahsın kıyafetini öve öve öküz ettiler, boynuzunu dokuz ettiler..

Yakışırsa bu kadar yakışırmış.. Brad Pitt’in havası kaç paraymış..

Bizim çevrede Nahide Teyzem’in oğlundan evvel frak giymiş biri yok ki “öyle değildi böyleydi..” diyelim..

Mücadele edelim.. Gidelim Ertuğrul Bey’in arabasını anahtarla çizelim..

ACI BİR TECRÜBE
Bizim gazetenin tarihinde bir tek benim smokin giymişliğim var.. O da İkitelli’yi sel bastığında hasar gördüğünden artık beni taşımıyor..

İki üç yıl evvel bir yılbaşı balosunda giyeyim dedim.. Hanımefendinin biriyle dans ederken pantolon az daha pistte kalıyordu..

Pantolonun belinden son anda yakalamasaydım pistin ortasında “En yumuşak tuvalet kâğıdı bizimki” reklam sloganına uygun bir manzara yaratacaktık..

Hayır, pantolonun aşağıya düşmesi bir şey değildi de.. Dans ettiğimiz hanım “acelen ne? Patladın mı?” diye düşünecekti..

Tecrübemiz bu kadardı işte..

***

Lakin arkadaşımız o frakı törende öyle bir taşıdı ki bu kadar olur..

İsveç Kralı bile “Ben fikrimi değiştirdim.. Nobel’i buna değil, öbür gözlüklüye vereceğim..” diye tutturmuş şeklinde anlatırlar..

Öte yandan HC adlı şahsın giydiği frak kurallara uymadığından konukların çoğu onu garsonlardan biri sanmış..

YAZIKLAR OLSUN
Niye sanmasılar ki..

Bir kere Büyükelçi Oktay Bey’in de dediği gibi frakın pantolonunu giyince üzerine kuşak sarmazsın..

HC sarmış.. Allahtan sardığı kumaş beyazmış.. Maazallah, Diyarbakır işi ibrişim kuşak sarabilirdi..

Hatta kuşağın içine iki de kasap bıçağı yerleştirip, Atçalı Kel Mehmet Efemiz gibi oralarda dolanabilirdi..

Devam ediyorum.. HC’nin giydiği gömleğin düğmeleri de siyah..

İşte Avrupa’daki kraliyet davetlerinde ve Nobel törenlerinde en ayıp şey budur..

Gömleksiz git.. İstersen göğüs kıllarına mavi boncuk bağla.. Ama siyah düğmeli gömlek giyme..

Haydi gömleğin yoktu.. Ayağındaki çediklerin hali neydi?

Frak nam kıyafetin altına rugan kundura giyilir.. Bende bile bir tek rugan pabuç var..

(Öbürü İkitelli selinde sulara kapıldı.. Florya açıklarında bir rugan pabuç görülmüş ancak benim ki mi bilmem..)

Sen HC tut.. Frak’ın altına İnci mağazasından alınma siyah kundura giy.. Oldu olacak parmak arası tokyoyla gitseydin..

***

İsveç Kraliçesi’nin bir günahı yok.. Bunu salonda gezinirken görünce ayağına bakmış.. Normal ayakkabı.. Gömleğine bakmış.. Siyah düğmeli..

“Besbelli garson” deyip eliyle işaret ederek yanına çağırmış..

HC koşarak gittiğinde de elindeki boş kadehi vermiş..

Kraliçe’nin gazeteci Yavuz Baydar’a “Şu boşları alıverin..” demesinin sebebi de budur.. O da düz kunduralı ve siyah düğmeli..

Görüntü olarak ikisinin de garsondan farkı yok..

BU YİĞİT KİM?
Benim ağırıma giden Orhan Pamuk’un da kendine bir rugan kundura tedarik edememesi..

Neresinden bakarsanız bakın, Türkiye’yi Nobel töreninde temsil eden “Milli köşe yazarları heyeti” içinde tek rugan pabuç benim Nahide Teyzem’in oğlunda vardı..

Nitekim İsveç Kralı da bunu fark etmiş.. Yanındakilere “Türkiye’den gelen heyette yer alan şu kıyafeti dört dörtlük şahıs kimdir..” diye sormuş..

“Köşe yazarıdır, Nahide Teyze’nin oğludur..” cevabını alınca Kraliçe’yi boş böğründen dürtmüş:

“Gördün mü?” demiş.. “Analar neler doğuruyor?”

Tabii burada Nahide Teyzem’in oğlunu takdir etmenin yanında kendi ailesine, yani Kraliçe’ye laf sokuşturma da var..

Bunların iki çocuğu var, ikisi de kız..

Kral demek istiyor ki “Yazıklar olsun sana.. Bana bir erkek evlat veremedin..”

***

O ödül gecesi onurlandırılan sadece Orhan Pamuk değildi..

Nahide Teyzem’in oğlu sayesinde bizim gazete de ödüllendirildi..

Bu sayede törene Gelik’in garsonu kılığında katılan HC adlı şahısın sebep olduğu skandal unutuldu..

Demek ki hayırlısı buymuş!

kaynak :vatan gazetesi

Camiye namaz kılmaya gidiyorum tepkili bakışları görünce kızıyorum


İsmi marjinalliğiyle anılan modacı Zeynep Tunuslu yine marjinal bir ilişkiyle gündeme geldi

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan ile olan ilişkisi, ’marjinal kızla dinci oğlanın aşkı olarak yansıdı’ haberlere. Hatta evlenecekleri söylentileri kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Tunuslu, Ahmet Hakan ile yaşadığı ilişkiyi, gelecek planlarını Sanem Altan’a anlattı



Uzun yıllardır sizin adınız ne zaman bir yerlerde geçse arkasından “marjinal” olduğunuz da söylenir. Marjinal olmak nedir, siz gerçekten marjinal misiniz?
Marjinallik ne demek aslında ben de bilmiyorum. Yani benim bu lafın içini doldurduğumdan emin değilim. Bana göre Salvador Dali, Semiha Berksoy marjinaldir ve o mertebeye erişmek zor bir şeydir. Keskin bir zeka ve müthiş bir yaratıcılık ister. Birincisi ben o kadar zeki değilim. Eskiden marjinal dediklerinde üzülürdüm çünkü benim anladığım manada marjinal demediklerini biliyordum ama artık aldırmıyorum açıkçası.

Size hangi manada marjinal diyorlar? Özgür, aklına geldiği gibi yaşayan biri...
Anneannem ata binen, tenis oynayan minyatür sanatçısı bir anneanne. Babam pilot ama çok iyi dans eden, elbise dikebilen biri. Annem İngilizce öğretmeni. Böyle bir aile örgüsü içinde marjinal değil ama başkalarına saygısızlık etmeden birey olmayı, kendinin farkında olmayı, kendini iyi ifade edebilmeyi öğrendim. O yüzden kamplaşmalara her zaman karşı oldum. Bir fikri bana empoze etmelerine hep deli oldum. Kendi hakkımı aramaya çok alışkınım. Oğlumu da böyle yetiştirdim. İlkokulda öğretmen bana “Bu çocuk niye çalışmıyor?” deseydi cevabım hazırdı benim. Sanırım bunlar beni diğerlerinden farklı yaptı. Bir dağ manzarasına onun tepesinde uçurtma uçurmadan “Ne güzel ne muhteşem” demem. Tırmanmalıyım, koşmalıyım, pedal çevirmeliyim, zıplamalıyım. Kendimden çok memnunum bu anlamda ama insanlar buna marjinal dedi.

Cesur musunuzdur gerçekten kendinizi ifade etmekte yoksa, bizim gibi aslında her şeye rağmen komşulardan, dostlardan, diğerlerinden korkar mısınız içinizde?
Hepimiz aynı yetkinliklerle doğuyoruz, hepimiz sayısız özellikle donatılmışız ama toplum ve çekirdek aile çok şeyi köreltiyor, sınırlandırıyor. İnsanlar cesaretlerini kaybediyor.

’HAYATI KAÇIRDIM’ DİYE PİŞMAN
OLMAK İSTEMİYORUM

Bence insanların en büyük suçu başkalarının istediği hayatı yaşamaları. Ben ölürken, en değerli şeyimi, hayatı kaçırdım diye pişmanlık duymak istemem. Her şeyi denemeliyim. Bu anlamda evet ben kendimi hep cesur hissettim. İçimdeki renkleri dışa vurma konusunda bir korku yaşamıyorum. Bu bir ödül hayatta aslında. Ben hür iradem ve özgünlüğümle komşulara benzemiyorum ama bohem burjuva da değilim tam. Kendini öyle zannedip soyutlayanları zavallı buluyorum. Marjinallik, çılgınlık bambaşka bir şey. Çılgın olmak gerçekten çok isterdim.

MARJİNALSİN DİYORLAR BENSE SIRADANLIĞIMA KIZIYORUM
Ne güzel giderek ilginçleşiyor sohbetimiz... Çılgınlık ne peki?
Bir heykel yapmak, bunun için günlerce eve kapanmak, bunun üzerine bir hayat kurmak çılgınlık... Benim böyle bir lüksüm yok, ben gayet faturalar ödeyen, bütün gün eşşek gibi çalışan küçük şehir hayatına hapsolmuş biriyim. Yapmak istediğim bir sürü şeyi erteliyorum bu yüzden. Ve bu sıradanlığıma deli oluyorum, kendime kızıyorum. Ne marjinalliği yani...

Peki, cesur olmak insanı kırılmaktan korur mu yoksa tam tersine aslında çok da incinir misiniz cesur olduğunuz için?
Kanat 12 yaşında oldu, artık arkadaşım o benim. Geçen gün bana “Şu filme beraber gitmeyelim ağlarsın sen şimdi, ben de buna dayanamam” dedi. Şaşırdım. “Aa, ben bu kadar duygusal mıyım?” dedim. “Tabii ki duygusalsın ama saklarsın. Filmlerde belli ediyorsun” dedi. Ben bunu maskelediğimi zannediyordum aslında ama galiba artık maskelemiyorum. Çok duygusalım gerçekten. İnsanlar beni çok kırabiliyor. Kendimi koruma altına alıyorum ve öyle koruyorum. Acıları da seviyorum bir taraftan, kırılma noktaları insanı besleyen noktalar.

Kırıldığınızda söyler misiniz bunu kolayca yoksa saklar mısınz?
Söylerim. Korkularla yüzleşmek lazım. Beni kırabilecek çok insan yok aslında. Çünkü demin sorduğunuz soruya şimdi yanıt vereceğim belki ama konu komşu ne dedi, bilmem ne hanım benim için ne düşündü bunları hiç önemsemem. Asiyim bu da damarlarımda var. Bir bakıma olması gerektiği gibiyim aslında. 44 yaşındayım, henüz kendimi tanıdığımı söyleyeyem. Kendimi başkalarına anlatmak gibi bir derdim de hiç olmadı. Gizemli kalmak daha iyi.

UZAY ÇOK FARKLI PIRIL PIRIL BİRİYDİ...
Uzay Heparı’yla ilişkiniz...

Onu tanıdığımda 31 yaşındaydım ve çok çocuk istedim gerçekten, oysa ki planlarım hiç böyle değildi. Ama Uzay çok farklı bir enerjiydi, pırıl pırıl bir oğlandı. Yaratıcı olduğu için çok üst düzey bir algısı vardı. Kocaman bir kalbi ve beyni vardı. Doğru adamdı bebeğimi yapmak için. Ona hayrandım. Yaşadığımız zor koşullar da beni daha güçlendirdi ve bebeğimi korumak istedim sanırım.

İnançlı mısınızdır?
Hamileliğimde Allah’a olan inancım çok güçlendi, yükseldi. Ondan önce ‘Allah var mı?’ diye sorgulardım. Annelik beni değiştirdi. Tanrının hepimizi koruduğuna inanıyorum. Her gün şükrediyorum. Her şeye çok inanıyorum. Camiye gidip namaz kılarım bazen -tepkisel bakışlarla karşılaştığımda çok kızarım- kiliseye de gidip mum dikmeyi severim. Sonuçta Tanrı’ya ulaşan duaların yarattığı enerjinin içinde olmak. Tüm dinlerin aynı yere yükseldiğini biliyorum.


Kimbilir! Belki Ahmet benden daha
marjinal ben ondan daha dindarım


Son zamanlarda Ahmet Hakan’la hakkınızda evleneceğinize dair haberler çıktı...Doğru mu bu?
Henüz ne evlenme teklif ettim ne de aldım. Ahmet Hakan gerçekten şu an beğendiğim bir erkek ve insan. Sinemaya gittik, yemek yedik. El ele tutuşmadık ama. El ele tutuşmak çok mu gençlikte kaldı yoksa kimse benim mi elimi tutmuyor artık sinemada bilmiyorum. Sonra yemeğe davet ettim eve, bir iki arkadaşım daha vardı. Ardından da bu haberler çıktı. Çok şaşırdım aslında. Çok biz bize bir yaşamdan nasıl sızdı bu haber hâlâ şaşkınım. Kızgın değilim ama tuhaf buluyorum bizi haber yapmalarını. Marjinal kızla dinci oğlanın aşkı gibi sunulması çok kötü. Ahmet illa Erbakan’ın kızıyla mı çıkmak zorunda, anlamadım ki...

Nerede tanıştınız?
Bir radyo programında tanıştık üç hafta önce Ahmet Hakan Coşkun’la. Üç isim, benim çok ilgimi çekti bu. Ama sormadım daha, sormalıyım bunu, niye üç isim diye... Her zaman çok dikkatle takip ettiğim biriydi. Yeni Şafak dönemini bilmiyorum ama o gazeteyi almadığım için. İlgimi çeken biri çünkü dinci bir kesime aitmiş gözükmesine rağmen sırtını onlara dayamamasına, laik kesimin onu küçümsemeye çalışmasına, onun bunlara inat bildiğini okumasından çok hoşlanıyorum. Onu takip ederken bayılırdım ona. Tanıyınca da çok daha hayran oldum kafasına, hayata bakışına. Bizim için marjinal kızla dinci oğlan gibi şeyler söyleniyor. Ama kim bilebilir ki belki ben ondan daha imanlıyımdır, tutucuyumdur ya da o benden daha marjinaldir. Bu kavramlar çok göreceli.

Ahmet Hakan’ın tavrı ne oldu bu habere?
Hoşlanmadı tabii. Ben de kendimi mahçup hissetmekten hoşlanmadım. “Gel bir kahve içelim” diyorum şimdi mesela Ahmet’e “Sonra gazetelerden mi okuyayım?” diye dalga geçiyor. Ben de olsam aynı espriyi yaparım. Bir kadının bir erkeğe karşı yeni tanıştıkları bir dönemde gazetedeki bir haber yüzünden kendisini mahçup ve suçlu hissetmesi hiç hoş değil. Ahmet’e mahçup hissettim kendimi çünkü benim evimde olan bir buluşmadan sonra çıkan bir haberdi. Bir kadın olarak böyle bir tedirginlik yaşamak da beni üzdü çünkü yeni tanıştığınız bir adam ve sorumluluğu size ait bir buluşma yeri. İkimizi de üzdü bu haber açıkçası. Acaba arkadaşlarım mı söyledi, acaba komşular mı uydurdu?.. Oysa ki masumum ve ilişkinin çok başı. Karşımdaki erkek benden çok tedirgin olursa ben buna çok kırılırım aslında. Ve bunu bildiğim için suçlanmadan önce sorumluluğu alırım ki beni es kaza suçlarsa kırılmayayım diye. Yani Ahmet bir şey demese de ben demiş gibi sorumluluğu aldım. Sonuçta yeni tanışan bir kadınla bir erkeğin arasındaki ilişkinin kimyasını bozdu bu haber. Belki biz bile farkında değiliz daha.

Aslında çok üst üste haber olmaya başladı Ahmet Hakan köşe yazarı olmasına rağmen....
Ahmet’i yalnız bıraktıklarını düşünüyorum şu son kafede kavga hikayesinde. Çok şaşkınım. Ahmet’i korumadı kimse, yazı mazı yazmadı. Gerçi Ahmet son derece stabildir, yok sayılmayacak es geçilmeyecek bir zeka. Kimsenin ne alkışına ne desteğine ihtiyacı var. “Adam gibi adam” yani...


22 Aralık Cuma gecesinden itibaren Armağan Çağlayan’ın Son Ütücü programında ”ara ütücü“ olarak 10 dakika ahkam keseceğim. Herkes popüler olan her şeyi bilir, ben pek alakalı değilimdir, bakalım nasıl olacak.

VİETNAM’DAN EVLATLIK ÇOCUK ALACAĞIM
“Cesur” olmayı seven, koşup zıplamak isteyen biri için çocuk doğurma kararı, zor alınmış bir karar olmalı...
Şimdi de Vietnam’dan çocuk almak istiyorum. Bir oğlan... Doğurmak istemiyorum. Çünkü bir adamla bu denli eşleşmeyi düşünmüyorum. Çocuk yapana kadar hep çok hoş oğlanlarla flört ettim ama hiçbiriyle aynı evde yaşamadım. Hafta sonu diş fırçamı alıp giderdim sonra evime dönerdim. Özgürlük anlayışıma çok uyuyordu bu. Bir erkekle yaşamayı da bilmiyorum o yüzden. İki kere evlendim altı ay sürdü ikisi de, o kadar işte. Hâlâ da biriyle tam olarak yaşamadım. Flört edilecek bir kadınım ben. Hâlâ annemle yaşıyorum. Annem oğlum ben.

Nasıl bir yaşlı kadın olacağınızı düşünüyorsunuz.?
Ne kadar çok çalışırsam tempo beni motive eder. Ben tehlikeyi macerayı hiç bırakmayacağım. Yaşlanınca kağıt gemi maketi şişeye koyarak ya da böğürtlen toplayarak köşemde oturacağımı zannetmiyorum. Daha Baltık Denizi’ni balonla geçmedim...


Takı koleksiyonu hazırlıyorum. Aşk, sağlık, erkek, para tılsımlı kolyeler. Kişiye özel haute couture “zeytun” koleksiyonu. 2007‘nin ilk haftası Bebek Lucca’da sergi yapacağım.
Sanem Altan


17.12.2006
Haber: Sanem Altan Vatan gazetesi

90 dev fabrika zor durumda

Sirmen’in Yuvacık Barajı’nın susuzluğu sanayiciyi de kuruttu. Alman’dan Japon’a, İngiliz’den Fransız’a birçok yabancı ve yerli firma susuzluktan üretimlerini durdurma noktasına geldi ,

CHP Kocaeli Milletvekili Sefa Sirmen’in Kocaeli Belediye Başkanı olduğu dönemde yaptırdığı Yuvacık Barajı’ndaki suyun tükenmesinin ağır faturası 700 bin İzmitli ile birlikte Gebze’de faaliyet gösteren sanayiciye çıktı.

Yuvacık Barajı’nda suyun bitmesinin ardından tekrar alevlenen yatırımla ilgili tartışmalar TBMM’ye taşınırken, susuzluğa çözüm bulunamaması nedeniyle Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki (GOSB) bazı sanayi kuruluşlarının üretimi durma noktasına geldi. Türkiye sanayisinin dev firmalarının yer aldığı GOSB, 5 gündür su alamıyor. Bu nedenle bazı firmalar üretimini durdururken, pek çok firma da stoklarını eritiyor.

GOSB Genel Müdürü Okan Çağlar, 17 yıldır ilk kez sularının kesildiğini, 1999 Marmara Depremi döneminde bile susuz kalmadıklarına dikkat çekti. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sorunun çözümüne yönelik herhangi bir adım atmadığını belirten Çağlar, “Sanayici, Sefa Sirmen ile Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kavgasına kurban gitti. DSİ de bize ’Önceliğimizde değilsiniz’dedi. Hükümetin bir an önce bu konuya çözüm üretmesini bekliyoruz” dedi.

P&G: SİPARİŞ ALMAYIN
İnsanların olayın vahametinin henüz farkına varmadığını belirten Çağlar, “Türkiye’de bir Susurluk Skandalı vardı. Bu da susuzluk skandalıdır” dedi. “Burası günlük 3 milyon dolarlık ihracatı olan bir yer. Parasal kayıp bir yana Türkiye’ye yönelik önemli bir güven kaybı oluştu” diyen Çağlar firmaların tankerlerle su getirttiğini, bir kısmının kuyu suyu kullandığını, susuzluktan gıda, temizlik, ilaç ve otomotiv yan sanayindeki firmaların çok etkilendiğini ifade etti.

Procter&Gamble, Colgate Palmolive, Roche, Carrier, LG, Eczacıbaşı gibi firmalarda üretim neredeyse durma noktasına geldi. Makinalarının soğutmasında suya ihtiyaç duyan, başta oto yan sanayii olmak üzere gıda, temizlik ve ilaç şirketleri taşıma su ile bir şekilde üretimlerini sürdürmeye çalışıyor.

Firmalar, 5 gündür su alamıyor. Procter & Gamble satın alma departmanına yeni sipariş alınmaması için talimat verdi. Mal tedariki için stoklar devreye sokuldu. ABD sermayeli P&G’de stokların da eridiği, 2 gün içinde su akışının normale dönmemesi halinde üretimin tamamen duracağı ve mal sevkiyatının da yapılamayacağı öğrenildi.

ÜCRETSİZ İZİN GÜNDEMDE
10 bin kişiye istihdam sağlayan GOSB’deki firmaların susuzluk nedeniyle üretimi durdurması, firmalarda çalışanların ücretsiz izine çıkarılmasını gündeme getirdi. Çok mecbur kalınmadıkça izne çıkarmanın olmayacağı belirtilirken, çalışanlara ücretsiz izin verilmesi durumunda büyük sıkıntılar yaşanabileceği kaydediliyor.

Robben: Başka bir nedenle değil susuzluktan durduk aklım almıyor
Dünyanın en büyük temizlik, deterjan, kağıt ve kişisel bakım ürünleri üreticilerinden ABD’li Procter&Gamble’ın GOSB’deki üretim tesisi, su sıkıntısından en çok etkilenenlerin başında geliyor. ABD’den alınan özel izinle ilk kez bu konu için konuşan P&G’nin Gebze’deki Fabrika Müdürü Jan Robben, yaptığı açıklamada, şu anda herhangi başka bir nedenden değil, sadece susuzluk nedeniyle üretimi durdurduklarını belirterek, “Bu mazereti kimseye anlatamam, benim bile aklım almıyor. Bu gelişme ve çözümsüzlük, dünyanın Türkiye’ye olan güvenini sarsacaktır. Türkiye’nin en gelişmiş organize sanayi bölgesi olan Gebze bile, bu konuda boğuluyorsa Türkiye’nin imajını etkileyecek bir durum söz konusu demektir” dedi.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sadece OSB’leri kurmakla yetinmemesi gerektiğini, OSB’lere sahip çıkması gerektiğine de dikkat çeken Robben, bölgede yaşanan su sorununa bir an önce el atımlası gerektiğini dile getirdi.

Susuz kalan Gebze’de 1.3 milyar $’lık yatırım
Konumu itibariyle İstanbul’a ve pazarlara yakınlığı ayrıca Derince Limanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı’na kolay ulaşımı ile avantajlı bir OSB niteliği taşıyan Gebze Organize Sanayi Bölgesi, aynı zamanda Türkiye’nin en çok yabancı yatırım barındıran OSB’si konumunda. 90 firmanın faaliyet gösterdiği GOSB’de 10 bin kişi istihdam ediliyor. Tüm yapılaşmanın tamamlanmasıyla GOSB’de 45 bin kişi istihdam edilecek. 32 tane yabancı sermayeli firmanın burada yaptığı yatırım tutarının oranı ise yüzde 66. GOSB’den yapılan toplam ihracat ise günlük yaklaşık 3 milyon dolar civarında. Buradaki 90 firmanın günlük su tüketimi 3 bin metreküp. GOSB’deki firmaların yüzde 57’si makine, kimya, otomotiv sektöründe faaliyet gösteriyor. Bugüne kadar yapılmış olan 1.3 milyar dolarlık yatırım tutarının 2010’da 2 milyar dolar, yine 2010’da yıllık ihracat rakamının 1.5 milyar dolar olması hedefleniyor.

Önlem almadılar en azından yedek kuyu açabilirlerdi
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürü İlhan Bayram, su olmadığı için vatandaşlara su verilemediği gibi fabrikalara da su sağlanmasında sorunlar yaşandığını açıkladı. Gebze Organize Sanayi Bölgesi ile aralarında bir sözleşme olduğunu ve sözleşme hükümlerini yerine getirdiklerini kaydeden Bayram, “Biz o noktaya her gün 72 bin ton su garanti etmişiz. Kasım sonuna kadar da 1 milyon 700 bin ton su vermişiz. Yani sözleşme hükümlerine uymuşuz” dedi.

İlhan Bayram, belediyelerin organize sanayi bölgelerine su tedarik etme gibi bir sorumlulukları olmadığını, sanayi bölgelerinin kendi altyapılarını tamamlamaları gerektiğini de öne sürdü. Bayram, “Bu tür ihtimallere karşı kendi önlemlerini daha önceden almaları gerekirdi. En azından yedek kuyular açabilirlerdi” diye konuştu.

YENİ PROJE HAZIR
İlhan Bayram, İSU olarak organize sanayi bölgesi için yeni bir proje geliştirdiklerini ifade etti ve şöyle devam etti:

“Organize sanayi bölgesinin hemen yanında Denizciler Göleti bulunuyor. Bu gölete su arıtma tesisi yaparak sadece sanayi için kullanılmasını planlıyoruz. Ancak, bu projenin devreye girmesi için sanayi bölgesinden finansman açısından destek bekliyoruz. Bu destek geldiğinde önümüzdeki yıllarda benzer bir sorunun yaşanmamasını sağlayacağız. Fakat şu an için yapılacak çok fazla alternatif yok.”

kaynak : vatan gazetesi